ÇOCUKLUĞUMUN EN GÜZEL OYUNU

by admin


Neredeyse otuz yılın ardından çocukluğumun en sevdiğim oyununu oynarken yakaladım bugün kendimi. Doktorlar Caddesi boyunca yürüyüp sonra dümeni İki Eylül Caddesi’ne kırıp oradan da Odunpazarı meydanına kadar yürüdüm ve yol boyunca tabelaları okudum. Doktor tabelaları, mağaza tabelaları, market tabelaları, telefon bayii tabelaları, bujiteri tabelaları, lokanta tabelaları.. Ne varsa artık yol boyunca teker teker okudum. Hafif dışımdan, dudaklarımı kıpırdata kıpırdata okudum. “Avukat Rasim Günersoy, Diş Hekimi Funda Anar, Avea, Migros, Compedan, İnci Bujiteri..” Bir saate yakın dolaştım öyle okuya okuya..

Üç-dört yaşlarımdayken en büyük eğlencem buydu benim. Hafta sonları, kahvaltıdan sonra, babam elimden tutup çarşıya götürürdü beni. Sonra ben ona bağıra bağıra iki yana sıralanmış dükkanların tabelalarını okurdum (öğrenmiştim bir şekilde okumayı, o da ayrı bir hikaye bir ara anlatırım). Babam kocaman gülümsemesiyle hiç kesmeden beni dinlerdi. Arada sırada da eğilip öperdi usulca. Sebebini hiç anlamazdım ama öyle hoşuma giderdi ki, daha bir gazla, daha bir bağıra çağıra okumaya devam ederdim. “Ar Kebap, Posta Pide, Esnaf Sarayı, Anahtarcı Hilmi..”

Sonra sonra öğrendim işi aslını. Hiç okula gidememiş meğer benim babam. Hatta okuma yazmayı askere gittiğinde öğrenmiş. Anlatması saatler sürecek kocaman bit trajedi işte babamın çocukluğunun hikayesi. Neyse.. Ben ele avuca gelmeye başladıktan sonra da en büyük tutkusu beni bir şeyler okurken seyretmek olmuş..

Sorarlar bazen bana neden bu kadar çok kitap okuyorsun diye. Genelde yuvarlak cevaplar veririm. Bugün keyfim yerinde, o yüzden alın size en harbisinden cevap. Çok okuyorum evet, çünkü nedeni babam. Yerden bitme bir veledken ben, onun koltuğunun altına girip heceleye heceleye kitap okumaya çalışırken, hem yüzünü güldürüp hem gözlerini yaşartan, dünyanın en güzel ve tarifsiz ifadesinden aldım enerjimi. Onu, bana öyle bakarken görmek için; babasızlığını, okumamışlığını, bütün çocukluğuna ve gençliğine sinen en büyük acıları ancak böyle unutturduğumu bildiğim için, o yaşlarda elime aldığım kitapları bir daha hiç bırakmadım..

Babam evdeydi bugün. Tabelaları okurken bir ara aklıma geldi. Telefon edip çağırsam, gelse Doktorlar Caddesi’ne, tutsa yine elimden, tabelaları okurken gülümseyerek baksa yine bana. Arayamadım tabi, kazık kadar adam oldum. Öyle eskisi gibi el ele tutuşup yürümemiz imkansız artık. Olsun, ben bugün dört yaşındaydım bir süre. Hafif dışımdan, dudaklarımı kıpırdata kıpırdata tabelaları okudum. Babam da yanımdaydı işte, kimse görmedi. Babam da farkında değildi. Ama ben biliyorum, babam yanımdaydı bugün ve ben onunla birlikte çocukluğumun en güzel oyununu oynadım..