Ali Lidar

Karpuz Kabuğuna Yazılar Yazmak

GİDERKEN MIRILDANILANLAR

-Kazım Koyuncu’ya-

Kaldırın sınırları, ben gidiyorum
Ben gidiyorum, katlayın pikelerinizi
Geniş zamanlı nutuklarınızı ve içten pazarlıklarınızı
Koyun artık bir kenara, ben gidiyorum.

Alın sizin olsun şarkılarım ve hayallerim
Keten gömleğimi aldım, başka şey istemiyorum
Kimselerin bilmediği bir yerden gelmiştim zaten
Kimselerin bilmediği bir yere gidiyorum.

Anneme anlatırsınız lisan-ı münasiple
Benim hiç vaktim kalmadı, acelem var, gidiyorum
İyi bakın ağaçlara, kuşlara ve çocuklara
Kuş sesi duyamayacağım bir yere gidiyorum..

HAYDARPAŞA’NIN ARDINDAN

Son tren kalkmış Haydarpaşa’dan hayli geç haberim oldu
Son tren kalkmış, ah! ben seninle,
Ben seninle hiç trene binmedim nasıl olur
Ne çok şey var yapmadığımız mütemadiyen düşünüp
Düşünüp, düşünüp, düşünüp delirecek gibi oluyorum..

Sen orada yıldızların altındasın, rahatsın
Ben burada gölgene sığınmışım, bedbahtım
Koyu yeşil bir çocuk yüzüme baktı az evvel
Nasıl olur öyle çocuk sorma hiç çok yorgunum
İnsanlar yürüyorlar, dillerinde sloganlar
Adının geçmediği hiçbir lafı sevmiyorum
Şu anda yıldızlar beni görmüyor ya burda
Yıldızları sevmiyorum, seni çok seviyorum..

Tesirsiz Parçalar 213-214..

213.
Beklemenin destanını yazmıştır Samuel Beckett, Godot’yu Beklerken’de.. Sanıyorum bu kitabı okumak hiç bu kadar anlamlı olmamıştı. Saçma sapanlığın manifestosunu okumak için en uygun zamanları yaşıyoruz. İnce ve hayli ucuz bir kitap. Hemen yarın alıp, şehrin en görünen yerinde ayrı ayrı ama hep birlikte okusak ya..

214.
Son zamanlarda şu tür eleştirileri çok sık alır oldum.”Ülke birbirine girmiş sen hala şiir yazıp, şarkılar paylaşıp, aşktan sevgiden bahseden şeyler yayınlıyorsun hiç yakışmıyor sana vs..”
Yahu siz kafayı mı yediniz? Elbette ki şiirler yazıp paylaşacağım, çünkü şiirlere de şarkılara da en çok böyle zamanlarda ihtiyaç duyulur. İçinde şiir olmayan, şarkı olmayan, aşk olmayan isyan mı olur? Aşkın da sırası mı diye bana çıkışanlar, sorarım size, siz hiç aşık olmadınız mı? Eğer olmadıysanız kızdığınız, isyan ettiğiniz adamlardan ne farkınız kalır? Ülkenin içine eden adamların tamamı kimseye aşık olamamış ve kimsenin kendilerine aşık olmadığı insanlar değil mi bir düşünsenize? Ben en çok bir yürüyüşte ya da eylemde aşık hissediyorum kendimi, sevdiğim kadın yanımda olsun, el ele tutuşup beraber sloganlar atıp şarkılar söyleyelim istiyorum. Ben onu, tıpkı memleketim gibi, dar ve tehlikeli zamanlarda seviyorum en çok. Kimse aklından çıkarmasın abiler aşksız ne devrim olur ne isyan ne başkaldırı.. Evet ortalık çok karışık ve ben inadına aşk diyorum. Dünyayı sadece aşk kurtaracak ve bir kadını sevmekle başlayacak her şey..

 

OKTAY RİFAT’A

Bulut kadehe daha çok yakışmaz mı?
Gökyüzü tabağa
Apostol çoktan ölmüştür
Burası Bomonti
Dilimizde yarin ismi
Elimizde kısa parlament
Erken sarhoş olduk be usta
İdare et..

KONMAKTAN VAZGEÇMİŞ KUŞLAR

Belki kuşlara gidiyorum nereden biliyorsunuz?
artık tren uğramayan metruk banliyö garında
annemi bekliyorum montumun fermuarını çeksin diye
belki uçmayı biliyorum ben ne malum
ağlıyorum diye şimdi üzgün müyüm sanıyorsunuz?
biliyor musunuz ben aslında uçuruma yazgılıyım
bir melek düşlüyorum kanatlarım çıkıyor
bir melek ki ancak kuş uçuşu yakalanır
kimse arkamdan bakmasın ne yaptığımı biliyorum
yalnız annem el sallasın sıkıca sarsın atkımı
ve söyleyin üzülmesin, ne yaptığımı biliyorum.

O, mavi bir kuş konmalardan vazgeçmiş
o aşağı inemiyor, ben yanına uçuyorum..

Tesirsiz Parçalar 212..

212.

Unutur gibi olursun bazen. Bir süre. Ondan önce nasıl akıyorsa öyle akıyor gibi gelir hayat. Bir süre. Başka şeylerle uğraşıp, başka şeylerle heyecanlanıp, başka şeylere üzülürsün. Ama bir süre. Oysa hepsi eksiktir. Her neyle meşgulsen tam da onun ortasında geliverir gülüşü aklına. O an aklını kaybedersin. Elinde bir kaldırım taşıyla polis barikatına doğru koşarken ya da tanımadığın insanlarla özgürlük sloganları atarken ya da kırığı sızlayan koluna daha az sızlayan incinmiş kolunla pres yaparken birden bire aklına geliverir. Ve o an başka her şey anlamsızlaşır. Koşarak onun yanına gitmek istersin. Elinden tutmak, alıp onu, kimsenin kimseye değmediği bir yere kaçırıp, dizlerine yatmak istersin bütün yorgunluklarını diz kapaklarına gömüp. Koşamazsın. Öylece kalakalırsın. Taş elinden düşer. Kolunun sızısı donup kalır. Ne ona gidebilirsin ne bulunduğun yerde kalabilirsin. Onun dışında her şey anlamını yitirir. Sessizce her neredeysen uzaklaşır, ilk gördüğün tekel bayiinden iki tane kırmìzı tuborg alıp parka doğru yol alırsın. Aklında bir tek o, dudaklarında acı bir ıslık, davasına ihanet etmiş ama bundan zerrece pişmanlık duymayan bir suçlu gibi, içine içine akıtırsın akmaktan utanan tüm yaşlarını. Çünkü aşktır bunun adı ve aşk başka her şeyi unutturacak kadar kuvvetli bir gerekçedir. Neye mi? Kendisinden başka her şeye..

ŞİMDİ BİR ŞEY SÖYLE BANA

Şimdi tek bir şey söyle, sonsuza kadar susalım
Şimdi bütün imkanlar ayağımıza serilsin
Şimdi sen uzaksın ya, kilometreler var arada
Şimdi bir mucize yarat her şey lehimize gelişsin
Şimdi alkollüyüm biraz saçmalıyor olabilirim
Şimdi seni seviyorum, gerisini idare et
Şimdi burada olsaydın boynuna sarılırdım
Şimdi yanımda olsaydın sana şunları söylerdim
Şimdi ve daima sen benim ışığımsın
Şimdi ve her zaman tek yerin benim yanım
Şimdi ve sonsuza dek karım olsana benim
Şimdi bu teklif sana biraz tuhaf gelebilir
Şimdi anla ama beni tuhaflığımı sana yor
Şimdi yorgun ve mahçubum kanımın yarısı alkol
Şimdi değil tek her zaman ben seni çok severim
Şimdi bir şey söyle bana söylemezsen deliririm..

BEN ESKİDEN ÇOK GÜZEL SUSARMIŞIM..

Öğrenciliğimin son senesi bir kızla tanışmıştım. Sadece sarhoş olduğu zamanlar arardı beni. Cep telefonum yoktu o zaman. Şeker fabrikasının yurdunda kalıyordum. Bazı akşamlar arardı yurdun ortak telefonundan, ben de kalkıp yanına giderdim. Yanına gittiğimde hayli sarhoş olurdu genelde. Otururdum karşısına, sessizce içmeye devam eder, mekanın kapanmasına yakın da birkaç şişe şarap alıp evine giderdik. Bazen hiç konuşmaz, bazen de sızana kadar anlatırdı. Ve istisnasız her seferinde ağlayarak kapatırdı geceyi. Ben neredeyse hiç konuşmazdım. Sabaha karşı, çoğu zaman oturduğumuz yerde uyuyakalırdık. Bir kez bile sevişmedik. Kimse kimseye aşık falan olmadı. Hakkında çok az şey biliyordum. BESYO’da okuduğunu, haftada birkaç gün bir spor salonunda aerobik dersleri verdiğini biliyordum o kadar.

İşsiz güçsüz sokaklarda dolaştığım saçma sapan bir öğleden sonra, birdenbire ayaklarımın beni çalıştığı salona götürdüğünü fark ettim. Aslında çok bir merakım yoktu, ama biraz da varmış demek ki, reflekslerime itiraz etmeden salona kadar gittim. Danışmadaki görevliye sordum orada olup olmadığını. Derste olduğunu, yarım saat sonra çıkacağını söyledi. Girişteki sandalyeye oturup beklemeye başladım. Tuhaf vücut geliştirme dergilerini karıştırıp vakit geçirdim bir süre. Sonra sesini duydum. Danışmadaki kızla konuşuyordu. Kız beni gösterdi, o da başını sallayıp hızlıca yanıma geldi. Niye geldin, dedi. Bilmiyorum dedim. Hakikaten de bilmiyordum. Beraber dışarı çıktık, yürümeye başladık. Uzunca bir sessizlikten sonra, gelmemeliydin dedi. Bir şey demedim. Ama çok da anlam veremedim. Sevdiği kadının genelevde çalıştığını gören adam gibi hissettim kendimi. Haliyle, hayli bozuldum. Başka bir şey konuşmadan caddenin sonunda ayrıldık.

Bir daha hiç aramadı beni. Ben de arayıp sormadım. Hatta suçlu hissettim kendimi. Konuşulmamış, sessiz bir anlaşma vardı sanki aramızda ve ben o anlaşmayı bozmuştum. Başlarda düşünüyordum biraz, sonra ne yalan söyleyeyim, ciddi ciddi içtiğim bazı akşamlar dışında neredeyse hiç aklıma bile gelmedi. Sonra mezun oldum, yurttan ayrıldım, göreve başladım vs..

Yaklaşık üç yıl sonra Milli Eğitim Müdürlüğü’nün koridorunda karşılaştık. Yanında uzun boylu bir adam, ellerinde birkaç evrak, telaşla yürüyorlardı. Beni fark etmedi. Ben de kendimi fark ettirmek için bir şey yapmadım. Çıktıkları odadaki şube müdürüyle fena değildi aram. İçeri girip sordum az evvel çıkanların niye geldiğini. Atandığı okulla ilgili bir sıkıntı varmış onu halletmeye gelmişler. O da öğretmen olmuş. Masanın üzerinde duran resimli evrakta soyadının değiştiğini gördüm. Muhtemelen kocasıydı yanındaki. Şeyi düşündüm o an, acaba kocası uğruna istisnasız her gece ağladığı adam mıydı?

O olaydan sonra sık sık düşünmeye başladım. Neden beni sadece sarhoşken arardı. Daha doğrusu neden beni arardı ve aradığında neden hep sarhoş olurdu. Benden zarar gelmeyeceğini bildiği için diye düşündüm başta ama tek sebep bu olmazdı herhalde. Gittikçe içimi kemiren bir soruya dönüştü bu. Çok önemli değildi belki ama kafama takılıyordu işte. Bir süre bu soruyla cebelleştikten sonra işin içinden çıkamayacağımı anlayıp çalıştığı okula gitmeye karar verdim. Okulun ismini öğrenmiştim zaten. Sabahtan boş olduğum bir gün kalkıp çalıştığı okula gittim. Yine bir danışma çıktı karşıma. Bu kez karşımda görevli değil öğrenciler vardı. Hoca’yla görüşmek istediğimi söyledim. Onlar da girişteki koltukları gösterip haber vermeye gittiler. Tenefüs saati gitmişim tesadüfen. İki dakika sonra geldi. Bu kez gülümsedi beni görünce, hoş geldin dedi. Kısa bir hal hatır faslı oldu. O zaten biliyormuş benim burada göreve başladığımı. Nerden bildiğini sormadım. Müdürlükte yanında gördüğüm adam kocasıymış gerçekten. Aynı okulda çalışıyorlarmış. Göreve başladıktan sonra tanışmışlar. Bunu öğrenince kafamdaki ilk soru cevaplanmış oldu, uğruna her gece ağladığı adam kocası olamazdı. Kısa bir suskunluk sonrası daha fazla dayanamayıp soruyu patlattım. Neden? Neden sadece içtiğin zamanlar beni arıyordun ve neden o günden sonra bir daha hiç aramadın? Güldü. Anlatması zor biraz dedi. Sana karşı bir şey hissetmiyordum, senin de bana karşı bir şey hissetmediğini biliyordum ve sen çok güzel susuyordun. O yüzden sana ihtiyacım vardı dedi. Her zaman dinlemediğini biliyordum, ama benim dinleyecek birine değil, konuşurken yanımda olacak ve bana hiç soru sormayacak birine ihtiyacım vardı ve sen çok güzel susuyordun. Ta ki salona gelene kadar, o andan sonra büyü bozuldu. Başka şeyleri de merak edip sorular soracağını biliyordum. O yüzden de bir daha arayamadım dedi. Ben de güldüm bu kez. Ve sustum. Zil çaldı, ayağa kalktı, tokalaşıp ayrıldık.

Tuhaftır, genelde çok konuştuğum söylenir. Ama işte yıllar önce biri vardı, sadece konuşmadığım için ve konuşmamaya devam etmem için ne zaman sarhoş olsa beni arardı. Tuhaf, yaralı biri. Aramızda hiçbir şey olmadı, ona karşı hiçbir zaman duygusal bir şey hissetmedim. Ama başka hiçbir tesiri kalmamış olsa da güzel susmanın ne demek olduğunu ben ondan öğrendim..

Tesirsiz Parçalar 208-211..

208.
Kendimden başka her şeye özeniyorum bazen . Her şeye ama. Bir marula, tırtıla, kediye, muşambaya… Hepsinin yaradığı bir iş var sanki ve sanki bir tek ben hiçbir işe yaramıyorum. İşe yaramayan şeyler de vardır muhakkak ama onlar da işe yaramadıklarının farkında değillerdir eminim. Tanrı her insanı bir şeyle sınar yazıyor kitap. Galiba benim sınavım da yine ben’im. Ben benle sınanıyorum. Bu kadar çok ben dediğim için bile utanıyorum mesela. Diş çürüğü oyuğu kadar kirli, can yakan ve zavallı bir boşluk var içimde. Bir şeylerle doldurmaya çalışıyorum zaman zaman o boşluğu, olmuyor. İçimdeki boşluk ağrıyor her gece ve ben o ağrıyı neyle kesebileceğimi çok iyi biliyorum aslında. Ama onu bile beceremiyorum. Korkuyorum..

209.
Dünya denen şey ne büyük yalnızlık..

210.
Bir mavi vardı aklımda
Koşup yakalayamadığım
Aklım artık kuş aklı
Mavi bana çok uzak..

211.
Yaptıklarıyla değil yapmadıklarıyla kırar insan sevdiğini. Ve söylediklerinden çok söylemedikleriyle..

BEN BU ŞİİRİ SANA YAZDIM..

Bir mide dolusu yalnızlık ve buz gibi bir sessizlik
Ben bu şiiri kusarak yazdım kimseler temizleyemez
Sabaha karşı ağladım ama hiç sesim çıkmadı
Ben bu şiiri susarak yazdım dudaklarım kupkuru
Ağır aksak bir ağrı bir gelip bir giderken
Sen öylece oradayken ve ben yanına gelemezken
Hırsımdan deli gibi olmayışına sarılıp
Gıyabında öperek tüm jest ve mimiklerini
Ben bu şiiri uçarak yazdım tüm yüklerimden kurtulup
Uyudum sonra uyandım gelmedi bir daha uyku
Müezzini duydum sonra Allah’la karıştı adın
Meleksin ya o yüzden gözüm hep yukarlarda
Tavanda ve bulutlarda ve arş-ı ala’nın dışında
Başımın üstünde her yerde gözlerini aradım..

Ben bu şiiri sana yazdım sızayım diye rüyalarına..