Ali Lidar

Karpuz Kabuğuna Yazılar Yazmak

Tesirsiz Parçalar 217..

Otuz beş yaşındayım ve hala ağlarken anne diye ağlıyorum. Bir taraftan da burnumda oluşan sümük baloncuk olunca yavaş yavaş nefes verip balonu genişletmeye çalışıyorum. Saçlarım beyazlaşırken favorilerim kızıllaşıyor ve sakallarım sararıyor. Kıçımın kılı (kimsenin kıçının kılı değilim bu arada kendi kıçımdan bahsediyorum) hangi renge dönüşüyor düşünmek bile istemiyorum. On altı yıllık memurum ve bir kaç bin kitap, bir dolu oyuncak ve bir kaç takım elbiseden başka hiçbir şeyim yok çok şükür. En iyi arkadaşım beş yaşında bir oğlan çocuğu. Köpeklerle mesafeli bir ilişkim var ama kedilerden hiç hazetmiyorum. Ekseriyetle canım sıkkın ve mütemadiyen depresyona giriyorum. Hatta aynı gecede bir kaç kez depresyona girip çıkacak kadar yalama ettim güzelim hastalığı. Ağaçlardan en çok çam ağacını, parklardan Şirintepe Parkı’nı, takımlardan Beşiktaş’ı ve kadınlardan dünyanın en güzel kadınını seviyorum. Çam ağacı meyve vermiyor, parkı yakında tadilata sokacaklar, Beşiktaş Avrupa kupalarından men edildi ve galiba sevdiğim kadın beni sevmiyor. Gerçi seviyor da olabilir, bilmiyorum. Yağmur yağarken kendimi iyi hissediyorum, hiç açıklayamayacağım bir neden yüzünden yağmuru Tanrının bana bir kıyağı olarak görüyorum. Saat şu an dört buçuk bütün aklı başında insanlar uyumuştur kuvvetle muhtemel. Bense uyuyabilmek için onların uyanmasını bekliyorum. Gönüllü gece bekçisi gibiyim, kendi kendine durumdan vazife çıkaran. Bu yazı daha çook uzar. Ama ben bundan da sıkıldım. İyi ki Ceylan Ertem var. Bir de Georges Perec ne güzel yazar, Türkan Şoray ne güzel kadın ve Selim Işık ne güzel arkadaş değil mi? Evet evet öyleler..

BEN SENİNLE HİÇ TRENE BİNMEDİM

Ben seninle hiç yağmurda yürümedim
Islanınca neye benzer tüylerin
Görmedim

Ben seninle hiç rakı içmedim
Açık saçık küfürler edermişsin sarhoşken
Duymadım

Ben seninle hiç trene binmedim
Pencere kenarını mı seversin koridor tarafını mı
Bilmedim

Ben senin ellerini hiç tutmadım
Soğuk mudur sıcak mıdır hayal ettim sadece
Değmedim

Ben senin gözlerine hiç bakmadım
Ama öyle buğuluydu ki rüyalarımda
Aklımdan çıkarmadım..

BOŞLUĞA UZANAN EL

Boşluğa uzanan bir el,
Ve bir el daha (uzakta) o eli tutamayan
El uzanmış boşluğa, hiçbir şey umrunda değil
Uzaktaki el uzanıp tutsam mı diyor acaba?
Tut diyor boşluktaki el, bırakıp tereddütleri
Tutacak uzaktaki el, bir şeylerden korkuyor
Korkma diyor boşluktaki el tut
Tutmazsan hep boş kalırım
Boşluk kabul etmem diyen
doğa yasasına inat
Boşluktaki el bükük, sahibinin boynu gibi
Uzaktaki el uzanıyor, tutuverecekmiş gibi
Yollar ve mesafe ve zaman ve her ne varsa
Boş ver diyor hepsini boşluktaki el
Uzanmış bekliyor
Uzanmış bekliyor boşluktaki el
Uzaktaki elin yanına gelmesini..

OLSUN, BEN SENİ ÇOK SEVİYORUM

Ay’ın bir sikime benzemediği bir geceydi. Yıldızlar da görünmüyordu ortalıkta, onları saklayan bulutlar da. Yarısını tek seferde içtiğim ucuz şarap patlıcan şerbetine, suratım muşmula hoşafına, kalbim otoyol geçeceği için istimlak edilmiş pancar tarlasına benziyordu..

‘Hiç mi özlemiyorsun beni?’ dedim.

‘Korkuyorum’ dedi. ‘Sen beni o kadar çok sevdin ki, o yüzden korkuyorum’

Onu kafamda çok yüceltip büyüttüğümü, bunun sonucunda muhtemel bir hayal kırıklığı yaşayacağını, bu hayal kırıklığıyla baş edecek gücü olmadığı için de ne yapacağını bilemediğini söyledi. Ya da işte buna benzer şeyler..

Allah’ım, nasıl da yanılıyordu. Ama ne yapabilirdim ki, inançlı bir yanılgı karşıdakinin felaketi bile olsa kolay kolay ortadan kalkmıyor ne yazık ki..

Lafı değiştirmek istedim. Ay’dan ya da yıldızlardan söz etmeye çalıştım. Ama aksi gibi Ay bir boka benzemiyordu o gece ve lanet olası yıldızların hiçbiri ortalarda yoktu. Bir süre sustum çaresiz..

‘Ben seni çok seviyorum’ dedim sonra. Bir tek bunu söyleyebildim. Canım bir tek bunu söylemek istiyordu. Biraz daha susup devam ettim.

‘Olsun’ dedim, ‘eğer varsa kırılacak bir hayal, onu tamir edecek kadar çok seviyorum ben seni.

O sustu bu kez. Benden daha uzun sustu, içim acıdı bir an. Sanki benden daha çaresiz gibiydi..

‘Uyuyalım mı?’ dedi bir süre sonra. Her ne durumda olursam olayım, her duyduğumda gülümseyerek itaat ettiğim tatlı bir buyruk gibiydi bu laf. Yanımda olsa, sıkıca sarılırdım. Değildi..

Olur uyuyalım demedim ilk kez. ‘Yatalım hadi’ dedim. Zor uyunacak bir geceydi ve ben ona yalan söyleyemezdim.

Başka bir şey konuşmadık. O bir süre sonra uyudu sanırım. Ben de bir süre uzanıp kalktım. Camı aralayıp bir sigara yaktım. Hala tek bir yıldız göremiyordum. Ama Ay.. İlk kez bir şeye benzetir gibi oldum Ay’ı. Evet evet Ay,ağlayan bir çizgi film kahramanına benziyordu. Pepe! Bir süre sessizce ona eşlik ettim. Son yudumunu diplediğim şarabı da nihayet şaraba benzetebilmiştim. Biraz daha seyrettim Ay’ı. Sonra yüzümü doğuya doğru çevirip pencere aralığından usulca mırıldandım.
‘Olsun, ben seni çok seviyorum..’

SEVDİM..

Ulaşınca herkes sever seni
ben ulaşamayınca da sevdim
yıldız tozu gibiyken sen
ya da kaf dağı çiçeği
olsun dedim ne yapayım
yatıp en erken uykulara
rüyalarımda göreyim diye
karıştırıp varlığını yokluğuna
yokken de varmışsın gibi sevdim..

TEMENNİLİ ŞİİR

Gülüşünün kıyısından mutluluk aşırıyorum
Bol geliyor bana dünya fazla mı büyük bilmem
Sığınayım istiyorum diz kapağının dibine
Çok gördüm çok usandım uslandım ama valla
Evim bildim seni kalktım tüm tereddütleri bırakıp
Sana geldim yer göster köşeciğine sokulayım.
Bir İsa’yı sevdim ben bir Ali’yi bir seni
İsa gökte Ali öldü sen bari kal benimle
Bak insanlar bütün akıllarını kaybetmiş
Kim umurundaki kimsenin bir sen varsın bir de ben
Baş ucumda evren diyen şaire selam olsun
Ama kusura bakmasın umurumda değil evren
Bir sen diyorum gülüm bir sen diyorum bir sen
Sen deyince uçuşuyor kalbimde kırlangıçlar
Kırlangıç ne güzel kuştur kıyılılar iyi bilir
Herkes beni kötü bilir bari sen iyi bil
Azcık eğilsen yeter gerisini ben hallederim
Sen teşebbüs et yeter yolları ben tüketirim..

Tesirsiz Parçalar 215-216..

215.
İnsan en çok, basit şeyleri tarif ederken zorlanır. Basit derken, bazen bir şeyin anlamının ve nedeninin o kadar açık olduğunu düşünürsün ki, anlaşılamayıp sorularla karşılaştığında nasıl cevap vereceğini bilemezsin. Ekşi gibi mesela. Nasıl bir şey olduğunu herkes bilir ama iş tarif etmeye gelince mesele çıkar. Zordur tarif etmek.

Beni neden seviyorsun? Neden beni seviyorsun? Benim neyimi seviyorsun? Bu sorulara cevap vermeye çalışmak da, en az ekşiyi tarif etmek kadar zordur. Seni seviyorum, çünkü… Kolay değildir gerisini getirmek. Sevgiyi o kadar derininde hissediyorsundur ki, buna gerekçe aranması tuhaf gelir. Anlasın istersin, inansın. Onu neden seversin? Sevdiğin için seversin. Başka herkeste sıradan ve alışılmış olan şeyler bile vesiledir çünkü. Uykum geldi der, seversin. Saçlarımı kestirmek istiyorum der, seversin. Tavla oynayalım mı der, seversin. Arar, ulaşamazsın bazen, yine severesin..

216.
İlkokul yıllarıma dair hatırladığım en kuvvetli duygu, derin ve şiddetli bir nefrettir. Okuldan, öğretmenlerden, sınıf arkadaşlarımdan, binadan, sıradan, kapıdan, siyah önlükten… Kelimenin tam manasıyla nefret ediyordum. Kafayı sıyırmak üzereyken, Jules Verne tuttu elimden..

Ortaokulla beraber öfkemin yerini bir tür öğrenilmiş çaresizlik aldı. Kendim dahil herkese ve her şeye gittikçe daha çok kızıyordum. Hiçbir şeyi değiştirecek gücüm olmadığını da çok iyi bildiğimden daha da içime kapanıyordum. Eğer o zamanlar yolum Dostoyevski’yle kesişmeseydi, belki de kendi karanlığımda kaybolup giderdim daha o yaşta. Onun, efsanevi huzursuzluklarla satır aralarında acı çeken kahramanları, kendimi mutsuzluk ilahı ilan etmeme engel oldu..

Lisede, derin bir nihilist egoyla yaklaşıyordum her şeye. Kendimi, büyük işlere yeltenip hepsinde başarısız olmuş ve artık mücadeleden vazgeçmiş züppe bir ergen artığı gibi görüyordum. Derken Oğuz Atay girdi hayatıma. Selim Işık’ı ruhani liderim ilan edip, kaybetmenin de soylu olabileceğini keşfettim Tutunamayanlar’ın karanlık dehlizlerinde..

Üniversite’de sayıları arttı güzel abilerimin. Perec, zarifçe meydan okumayı; Calvino, büyüdükçe çocuk kalabilmenin güzelliğini; Tanpınar, anlaşılamamanın o kadar da kötü bir şey olmadığını öğretti bana..

Hayatta ve insanlarda arayıp bulamadığım her şeyi kitaplarda buldum. Başka bir güzel abimin söylediği gibi.. “İyi kitaplar dışında kimse elimden tutmadı..”

GİDERKEN MIRILDANILANLAR

-Kazım Koyuncu’ya-

Kaldırın sınırları, ben gidiyorum
Ben gidiyorum, katlayın pikelerinizi
Geniş zamanlı nutuklarınızı ve içten pazarlıklarınızı
Koyun artık bir kenara, ben gidiyorum.

Alın sizin olsun şarkılarım ve hayallerim
Keten gömleğimi aldım, başka şey istemiyorum
Kimselerin bilmediği bir yerden gelmiştim zaten
Kimselerin bilmediği bir yere gidiyorum.

Anneme anlatırsınız lisan-ı münasiple
Benim hiç vaktim kalmadı, acelem var, gidiyorum
İyi bakın ağaçlara, kuşlara ve çocuklara
Kuş sesi duyamayacağım bir yere gidiyorum..

HAYDARPAŞA’NIN ARDINDAN

Son tren kalkmış Haydarpaşa’dan hayli geç haberim oldu
Son tren kalkmış, ah! ben seninle,
Ben seninle hiç trene binmedim nasıl olur
Ne çok şey var yapmadığımız mütemadiyen düşünüp
Düşünüp, düşünüp, düşünüp delirecek gibi oluyorum..

Sen orada yıldızların altındasın, rahatsın
Ben burada gölgene sığınmışım, bedbahtım
Koyu yeşil bir çocuk yüzüme baktı az evvel
Nasıl olur öyle çocuk sorma hiç çok yorgunum
İnsanlar yürüyorlar, dillerinde sloganlar
Adının geçmediği hiçbir lafı sevmiyorum
Şu anda yıldızlar beni görmüyor ya burda
Yıldızları sevmiyorum, seni çok seviyorum..

Tesirsiz Parçalar 213-214..

213.
Beklemenin destanını yazmıştır Samuel Beckett, Godot’yu Beklerken’de.. Sanıyorum bu kitabı okumak hiç bu kadar anlamlı olmamıştı. Saçma sapanlığın manifestosunu okumak için en uygun zamanları yaşıyoruz. İnce ve hayli ucuz bir kitap. Hemen yarın alıp, şehrin en görünen yerinde ayrı ayrı ama hep birlikte okusak ya..

214.
Son zamanlarda şu tür eleştirileri çok sık alır oldum.”Ülke birbirine girmiş sen hala şiir yazıp, şarkılar paylaşıp, aşktan sevgiden bahseden şeyler yayınlıyorsun hiç yakışmıyor sana vs..”
Yahu siz kafayı mı yediniz? Elbette ki şiirler yazıp paylaşacağım, çünkü şiirlere de şarkılara da en çok böyle zamanlarda ihtiyaç duyulur. İçinde şiir olmayan, şarkı olmayan, aşk olmayan isyan mı olur? Aşkın da sırası mı diye bana çıkışanlar, sorarım size, siz hiç aşık olmadınız mı? Eğer olmadıysanız kızdığınız, isyan ettiğiniz adamlardan ne farkınız kalır? Ülkenin içine eden adamların tamamı kimseye aşık olamamış ve kimsenin kendilerine aşık olmadığı insanlar değil mi bir düşünsenize? Ben en çok bir yürüyüşte ya da eylemde aşık hissediyorum kendimi, sevdiğim kadın yanımda olsun, el ele tutuşup beraber sloganlar atıp şarkılar söyleyelim istiyorum. Ben onu, tıpkı memleketim gibi, dar ve tehlikeli zamanlarda seviyorum en çok. Kimse aklından çıkarmasın abiler aşksız ne devrim olur ne isyan ne başkaldırı.. Evet ortalık çok karışık ve ben inadına aşk diyorum. Dünyayı sadece aşk kurtaracak ve bir kadını sevmekle başlayacak her şey..