YARALARIMIZLA EŞİTLENİYORUZ BİRBİRİMİZE

Zor olanı yapmaya çalışıyorum. Acıyı, üzüntüyü, öfkeyi, hüznü anlatmak kolay. Ama bunlara neden olanda da sendeki yaraların aynısı varsa neyi nasıl anlatabilirsin?

“Bana acıyorsun!”, demişti bir keresinde. O an içim acımıştı. Yanılıyordu. Ben o sıralarda kendime acımaktan başka bir bok yapmıyordum. Yine de üzülmüştüm öyle düşündüğü için. Acınacak halde old…uğunu düşünüyor olması ona acıyor olmamdan daha acıydı çünkü. Ne çok acı vardı sahi. O kadar acının arasınsa nasıl sevdiysek birbirimizi..

“Korkuyorum!”
“Neden?”
“Beni çok üzeceksin!”

O an bağırmak, sakın korkma demek istedim. Korkma, ben seni hiç üzmem… Diyemedim. Yaralarını görmüştüm çünkü. Belki de daha ilk günden yaralarımızla eşitlenmiştik birbirimize. Bizi birbirimize çeken benzer yaralar ağzımıza sıçacaktı. Herkes iyi bilir birbirlerinin en çok canını yakanlar birbirlerine denk insanlardır. Acıyla ve yarayla denkleştiğin birine nasıl yalan söylersin?

Durmaksızın geçmişiyle kavga ediyordu. Bense geçmişimle geleceğimin birbirini yediği sikik bir muharebeye kumandanlık ediyordum. Kazanırsam kaybedeceğim, kaybedersem kazanacağım lanet bir savaş. Yorulan iki cengaver gibi bir süre birbirimize sarılıp dinlenmek istedik belki de. Olmadı. Sarıldığımız yerlerimizden iyice yaktık birbirimizin canını..

Şimdi boynumuz bükük, çekildiğimiz köşelerimizde yaralarımızı sağaltmaya çalışıyoruz. Ne için? Yenilerine yer açmak için. Ayrı yerlerde, benzer yaralarla aynı günün ağrısını çekip, ayrı insanlara katlanıp, aynı sonsuzluğa hazırlıyoruz kendimizi. Gözümüz aynı yerde. Yaralarımızın eşitlendiği değil sıfırlandığı o yerde! Hiçbir şeyin fark etmediği, hiçbir yaranın hatırlanmadığı, kimsenin kimseyi kıramayacağı o yerde..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir